Site İçinde Ara






Kelebek

Çatıya çıkıp yıldızlara dokunmaya çalıştı. Tutmak istedi onları, tutup getirebilmek, tutabilse yüreğine yerleştirecekti. Böylece kendisinden kopup giden hayat ışığı bir daha kendinden ayrılmayacaktı.

Usanmıştı bu terkedilişlerden. Yüreğine alacaktı tüm yıldızları ve hangisi giderse gitsin karanlıkta kalmayacaktı.

Üzerinde yürüdüğü kiremitler kırılacak gibiydi ama aldırmıyordu. Bu kaybetmemesi gereken bir savaştı, tüm bedenini yürüyüşünün sonunda bekleyen zaferin sarhoşluğu sardı. Başarısızlığa uğramayacağından emindi. Bu hayatta hedefi artık kaybetmek istemeyişi olmuştu. Amacı Başarıya ulaşmak değil başarısızlığa düşmemekti.

Düşünceler, gecenin karanlığında yürüyen aciz bedene yere çarptığında kırılacak olan kemiklerinden daha fazla acı veriyordu. Yıldızlara elini uzattı, tutamıyordu. Gerindi, bir tanesini avuçlarına aldı. Yanıyordu eli, avucunu kapattı. Var gücüyle göğsüne bastırdı. Derin bir yol açılmıştı yüreğine doğru, kalbinin tıkırtılarını daha net duyuyordu.

Elindeki yıldızı kalbine değdirdi. Geceyi kalbini sarmış karanlığın çığlığı bastı. Acının dayanılmaz olduğu anda dudağını ısırdı. Dumanlar yükseliyordu kalbinden, gözündeki yaşlar tarif edilmez acının şiddetini anlatıyordu. Yıldız sonunda kalbinin içindeydi.

Elini göğsünden çıkardı, kan olmuştu tüm parmakları. Avuçlarını var gücüyle üst üste gelecek şekilde yarasına bastırdı. Elinin arasından çıkan ışık huzmelerine baktı. Hayat ışığı geri dönmüştü.

Karanlık, kalbinin en ücra köşesinde son nefesini vermişti. Onun yüreğinde saklanacak yeri kalmamıştı. Avazı çıktığı kadar bağırdı, “Ben buradayım şimdi al beni” ,”Korkak nerdesin!”…”Çık saklandığın dehlizden…”.

Sesi karanlık gecede kayboldu, kimdi bu kadar nefret ettiği. Gecenin gizlediği bir şeyler vardı. Sustu, ayakta kalacak gücü kalmamıştı. Çatıya çöktü, kollarını açarak sırt üstü uzandı.

Gecenin ortasında bir mum gibi zayıf ışığıyla etrafını aydınlatmaya çalışan ayı seyretti. Dolunayın bu kadar güzel olduğunun bugüne kadar neden farkına varmamıştı, hayıflandı.

Geceyi bile sevmeye başlamıştı. Öten baykuşun sesi ninni gibiydi, gözlerini kapadı. Rüya görmek istiyordu. Uzun zamandır korkuyordu rüyalarını dişleyen kâbuslardan. Ne zaman kapasa gözlerini kendini tuzak dolu düşlerde buluyordu, istemiyordu, onlara ihtiyaç duymayı da istemiyordu ama nafile yapacak bir şeyi yoktu.

Her şey ikiydi bu nizamda ve o da ikiden biriydi. Yüreğinden çıkan ışığa baktı, gökyüzünde sanki fener alayı düzenlenmişti. Ayın yanında yüreğinin ışıktan huzmesi görünüyordu. Rüyasını düşlemeye başladı. Ne görmeliydi, çünkü şafak sökecekti.

Güneşin doğuşu yakındı, gecenin karanlığı son perdesini ruhu üstünde oynuyordu, pazarlığın son kozlarını sürmüştü ortaya, sonucu doğan güneş belirleyecekti. Doğduğunda Güneşi göremezse bu ancak bir şeye işaret olabilirdi “oyunu kaybettin”…

Bir kez oynanan bu oyunun maalesef kuralları önceden belirlenmişti. Sermayesi bitmişti artık, güneşin doğuşu yaklaşmıştı. Durdu, bu kadar acıya boşuna mı katlanmıştı. Kazanamayacağı bir oyunda mücadele etmenin ne faydası vardı.

Zaten kaybetmişse oyunu neden sürdürecekti? Anlaşılan gece kirli kartlarını masaya sürmüştü. Düşüncenin dolambaçlı yollarında onun kaybolmasını istiyordu, kaybolsun, güneşi görmesin.

Doğruldu yerinden, ayaktaydı. “Mücadeleye devam etmek en büyük zaferdir” bu cümle de nerden aklına geldi. Yıldız tozları dökülüyordu ağzından, anlaşılan çabası boşuna değildi. Bir adım kalmıştı,  güneşe kavuşmasına. Yorgun ayakları atabilecek miydi bu son adımı.

Yoksa çatıdan kayıp düşecek miydi ? Çatının kenarına geldi. Aşağıya baktı, yerde olursa korkması gerekmiyordu. Tercih ona kalmıştı. İlerideki çıkış tabelasını görünce gülümsedi, dolambaçlı yollarda kaybolmasına izin vermeyecek biri vardı. Tabelalarla çıkışı buldu. Çıkış yine çatının kenarıydı, seçim onundu.

Gece rest çekecek miydi ? Gitmesine izin verse olmaz mıydı ?

Merhamet dileyen bakışlarla geceye baktı. Haline acıdı, katilinden merhamet dileniyordu. Ölüm muhakkaktı, o zaman şerefsizliğe lüzum yoktu. Bir adım daha attı, dengesi bozulur gibi oldu.

Güneş acele ediyordu.

An-a anların sığdığı aklın bunu tartamadığı bir zaman aralığında ne olduysa oldu, bir el yakaladı bacağından onu çatının üstüne savurdu, güneş doğmuştu artık. Uyandığında çatının üstündeydi, rüyası gerçek mi olmuştu. Güne baktı, bir kelebeğin pervasızca uçtuğunu gördü.



« « Fener Balığı | Beyaz Devrim – 1 » »

Comments are closed