Site İçinde Ara






Fener Balığı

Genç adam kafasındaki düşünceleri dağıtmak için fırtınadan kaçan küçük tekneler gibi koya geldi. Hava kararmıştı ama gönlü kadar karanlık değildi. Konuşacak dertleşecek kimsesi yoktu, dilsiz dostunu çıkardı cebinden ve onun dert ortağı kalemini. Hayatı boyunca hep birilerinin kendisini sevmesi için çalışmıştı, kazandı da. Yalnız kendisinin gerçekten neyi sevdiğini unuttu. Herkes onu sevsin diye o kadar çok kılığa girdi ki kendi isteklerini tanıyamaz oldu. Yaptığı her işte kendine ”bu işi yapmayı ben mi istiyorum yoksa başkasının beni sevmesi için mi yapıyorum “ diye sorardı. Bu çelişkiler arasında sevmeyi de kaybetti. Bu satırlar yazılırken hala arıyordu, arıyordu da, ne aradığını bilmiyordu. Farkındaydı en zor olana talipti “ Ne istediğini bilmek”.Yazmak onun için derin okyanuslarda cankurtaran simidiydi. Her cümle bir kulaçtı, düzgün ve ahenkli…

Yazdıkça yol aldı, bazen yoruldu. Bazen çırpındı, çırpındıkça boğulduğunu hissetti. Hayat giriyordu ağzından, ciğerlerinde havaya yer kalmamıştı. Nefes alamadığını hissetti. Bıraktı kulaç atmayı. Bir yolculuk başladı, kalem düştü elinden. Derinlere, derin karanlıklara, ışığın ulaşmaya korktuğu yereydi yolculuğu. Son çırpınışları da kesiliverdi. Kaskatıydı, vücudu şişmişti. Önce ayakları yere değdi sonra batan bir gemi gibi tüm gövdesi tabana uzandı. Gözleri açıktı ama görmüyordu.

Bir fener balığı yaklaştı yanına. Bu yeni misafirle tanışmak istiyordu. Karanlığa inat fener balığı ışık saçıyordu. İlk ışık damlası süzüldü gencin gözlerinden, önce beynine can geldi, kalbi yavaş yavaş atmaya başladı. Ardından kasılan kasları bir yay gibi boşandı, kustu ciğerlerinden hayatı. Nerede olduğunu anlamamıştı ama suyun içinde olduğunun farkındaydı. Suda nefes alabiliyordu. Fener balığıyla konuşmaya başladı. Fener balığı da şaşırmıştı.”Sen kimsin?”. Genç bilmiyordu. Balık şaşkın ifadesiyle “bu mucize olmalı, daha önce de birçoğu geldi, uzun zaman misafir oldular ama hiç benimle konuşan olmadı, yavaş yavaş çürüdüler “. Genç anlayamadı bu durumu, suyun içinde nefes alabiliyor hem de bir balıkla konuşuyordu. Genç birden “ışık” diyerek solgun gözleriyle balığa “sen neden parlıyorsun böyle “. Fener balığı sakin bir tavırla “Güneş uğramaz buralara bizde kendi ışığımızı üretiriz”.Genç takdirkâr bir sesle “ne güzel teslim olmamışsınız karanlığa”.

Balık ardından ” niye hayret ettin, asıl hayret edilecek sensin, bak burada yaşayabiliyorsun”. Genç bir an duraksadı, artık daha bir farkına varmıştı durumunun, kendisi belki ilk insan olmalıydı. Öyle bir deneyim yaşıyordu ki, ölmüş dirilmiş, suyun içinde nefes alabiliyor, bir balıkla konuşabiliyordu. Tek eksik vardı, genç ışık saçmıyordu. Kusurlu olmak hiç olmamaktan daha iyidir diye düşündü.

Balıkla uzun süre sohbet ettiler. Balığın en çok merak ettiği gencin niye burada olduğuydu. Genç başından geçenleri teker teker anlattı, hikâyesinin fazlası vardı eksiği yoktu. Genç içini dolduramadığı bir hayattan içinde olduğu bir hayata yolculuğunu tamamlamıştı. Balıkla genç hem konuşup hem de denizin dibinde yürüdüler. Ayağı birkaç kere takılıp düşecek gibi oldu çünkü fener balığından başka bir şey görünmüyordu. Bu uzun sohbetin sonunda, fener balığı gitmesi gerektiğini söyledi. Balık ayrılırken ışığını da yanında götürdü. Balık uzaklaştıkça gencin vücudu yine kaskatı kesildi, boğan hayat yine doldu ciğerlerine, diğerlerinin arasında yerini aldı. Ertesi gün, belki günlerden sonra, belki aylardan, belki yıllardan sonra kim bilebilir. Fener balığı yanında düzinelerce arkadaşıyla çıkageldi. Balık genci aradı diğerlerinin arasında, ileride bir kıpırdanma görür gibi oldu. Yanına gittiğinde genç uyanmıştı uykudan. Fener balığı ve arkadaşları tüm dibi ışıl ışıl yapmışlardı. Genç o zaman anladı, balığın önce kendine hayret et deyişini. O ayağının takıldığı şey, okyanusun dibinde yatan milyonlarca insandan biriydi, okyanusun gencin görebildiği en uzak noktasına kadar, tüm dip insan cesediyle doluydu. Yaşayan tek o’ydu, birden yukarıyı hatırladı, orada da herkes yaşarken tek ölü o gibiydi. O bir gamsızdı diğerleri için, istediği her şeye sahipti ama ona sorsalar, dünyanın tüm derdini o çekerdi. Balığa parlayan gözleriyle “buradan çıkabilir miyim “diye sordu. Balık “ışığı bul ya da ışık ol, çık “. Genç tereddütlü “ama nasıl?”. Balık hafif bir tebessümle “ihtiyacın varsa sana verilmiştir, tasalanma “. Genç gür bir sesle tüm okyanusu çınlattı ”evet, ihtiyacım var, şimdi hem de her şeyden daha çok “. Genç göğsünün ısındığını fark etti, kalbi alev aldı. Ateş sonra tüm bedenini sardı. Bu suda sönmeyen, üflemekle dinmeyen bir ateşti. Genç yandı, bitti. Işığı o kadar kuvvetliydi ki fener balıkları neredeyse kör olacaklardı. Işık yükseldi okyanustan, yine o sıra sahilden ufku izliyordu. Onun ışığı çıktı okyanustan, yeni bir gün doğdu gözlerinde, kalemi eline aldı. Şöyle bitirdi hikâyeyi güneş yeryüzünü aydınlatırken “yüreğin yanmadan kurtulamazsın karanlıktan…”.Ayağa kalktı arabasına doğru ilerledi, son bir kez gökyüzündeki yüreğine baktı, güneş doğmuştu gönlüne.



« « Elma Şekeri | Kelebek » »

Comments are closed