Site İçinde Ara






Bozuk Para

Elini kaldırıp ilk gördüğü taksiyi çağırdı.

-“Taksi”

Kapıyı kapatacakken şoför seslendi “Cengiz Ağabey nasılsın?”.

Cengiz bu rastlantıya şaşırmıştı “Vedat, sen miydin?”. Yaklaşık üç aydır Afrika’daydı, dün gelmişti, Afrika’ya Ruanda’daki iç savaş için gitmiş bugünde gazeteye gidip çektiği fotoğrafları teslim edecekti. Vedat aynadan arka koltuğa bakarak ”Cengiz hocam nerelerdeydin? “ .

“ Afrika’ya gitmiştim, Vedat”. Cengiz, Vedat’ta cevap verirken bir yandan da çantasındaki malzemeleri kontrol ediyordu. “İşler nasıl Vedat?” Cengiz çantasını yanına koyup, geriye yaslandı.”Ne olsun uğraşıyoruz… Gazeteye gidiyorsun değil mi abi?” Vedat’ın siması aynada hafifçe gülümsedi. Cengiz kafasını onaylar vaziyette sallayarak ”Evet gazeteye gidiyoruz” …

—“ Sen burada yokken neler oldu bir bilsen” Vedat bunları söylerken aynada gözlerinin içi gülüyordu. Cengiz aynaya bakarak ”Hayırdır, pek heyecanlı söyledin”. Vedat konuşmaya devam etti  ”Senin haberin yoktur, artık kimse bozuk para kullanmıyor” .Taksi neredeyse gazeteye varmıştı. Cengiz şaşırdı ”Neden?”. Vedat torpido gözünü açarak, içinden bir gazete kesiğini (kupür) çıkarıp Cengiz’e uzattı “Ben anlatmayı beceremem al şu makaleyi oku” . Makale kendi gazetesinde yayınlanmamıştı ve başlığı  ” bozuk para ’ydı” . Vedat eliyle gazete binasını göstererek ”İstersen büroda oku, gazeteye vardık”. Cengiz, makaleyi katlayıp gömlek cebine koyarak “Tamam, akşam çıkarken ararım yine sen gelirsin” …

Cengiz 2. kattaki editörün yanına çıktı. Editörle görüştükten sonra yayın şefine elindeki fotoğrafları verdi. Editör fotoğraflar için yazı dizisini de onun hazırlamasını istemişti. Yazının üç günde hazır olması gerekiyordu. Fazla vakit kaybetmeden masasına gitti. Bir müddet oturunca cebindeki gazete kesiğini çıkardı…

“ Hep kendimize şunu deriz “biz iyi bir toplumuz” , acaba bunun bir ölçütü var mıdır? Bir kişinin iyi olup olmadığına onunla kurduğunuz sıkı ilişkiler sonucu tavır ve davranışlarından anlayabilirsiniz. Peki ya bir toplumun? Bugün köşemde bu konuyu irdeleyeceğim. Bir toplumun iyi olduğunu nasıl ölçebiliriz? Kafamda bu işe uygun bir formül var ama sizinle hemen paylaşmayacağım. Düşündüğüm şey yapılan iyiliklerin kaç kişiye ulaşabileceğini ve bu toplumun ne kadar iyi olduğunu ölçecek bir yol. Cebinizde dolaştırdığınız bozuk paraları bilirsiniz ve onları çocukları tasarrufa alıştırmak için hazırlanan kumbaraları. Sistem bozuk para ve kumbaraya dayalı. Sizden istediğim, ilk iş olarak bir kumbara edinmeniz ki adını “iyilik kumbarası “ koyacağız. Yaptığımız her iyilik için cebimizdeki bozuk paralardan bir tanesini bu kumbaraya atacağız, daha sonra kötü olduğunu düşündüğünüz bir eylem yaptığımızda bu kumbaradan bir bozuk parayı harcamak. Bu sistem nasıl bir toplumun iyi olduğunu ölçecekmiş der gibisiniz… Basit, video oyunlarının piyasa ilk çıktığı zamanlarda (1978) Taito tarafından piyasa sürülen Space Invaders (Uzaylı İstilacılar) oyunu özellikle Japonya’da aşırı ilgi görmüş ve bozuk para sıkıntısına neden olarak Yen arzının dört katına çıkarılmasına yol açmıştır. Japonlar oyunu oynamak için o kadar istekli ki yüzlerce bozuk parayı biriktirip oyun salonlarından çıkmamışlar tabi bozuk paraların piyasaya geri dönmesi geç olduğundan Japon Merkez Bankası Yen arzını arttırmak zorunda kaldı. Eğer gerçekten iyi bir toplum olduğumuzu iddia ediyorsak işte meydan, yaptığınız her iyiliği denize değil kumbaraya atın. Bir kötülük yapana dek o bozuk paraları harcamayın. Paralar kumbarada birikecek ve ne kadar çok insan iyilik yaparsa Japonya’daki gibi para arzına sebep olunacaktır. İşte size bu toplumun iyi olduğunu gösterme fırsatı , bilmenin sadece bir yolu var, Neden Sizin Kumbaranız Yok !?    _Mehmet Panayır_ ” Cengiz makaleden etkilenmişti. Düşünüyordu, gerçekten böyle bir şey olabilir mi? Bu ülkede iyilik yapma yüzünden bozuk para krizi çıkabilir mi? Bu ülke yolsuzluklar ve iş bilmezlikten çıkan her türlü krizi gördü ancak iyilik yüzünden tatlı bir kriz aslında fena da olmazdı. Bilgisayarını açıp yazı dizisi için çalışmaya başladı…

Yazıya kendini o kadar kaptırmış ki saat 18.00 ‘ya gelmişti. Eve gidecekti, sabah geldiği Vedat’ın taksi durağını aradı. Vedat geldiğinde Cengiz kapıdaki bekçiyle konuşuyordu. Vedat’ı görünce ayrılıp taksiye bindi. “ Vedat, sabah söylediğin doğru muydu? , kimse artık bozuk para kullanmıyor mu?” . Cengiz’i bu kadar meraklandıran bekçiyle yaptığı küçük konuşmaydı, bozuk parayla ilgili makaleyi o da okumuş hatta makale yayınlandıktan bir hafta sonra televizyonlarda, Mehmet Panayırla röportajlar yapılmıştı. “ Doğru, nasıl oldu bilmiyorum ama şu anda kimse kullanmıyor “ , Cengiz ön koltuğa yaklaştı. “Vedat, senin kumbaran var mı?” Vedat’ın, duraktaki arkadaşlarının, mahallelinin, çocukların, herkesin artık bir iyilik kumbarası vardı. “ Sadece benim değil herkesin var, kumbarası olmayanlarda bozuk para harcayamaz oldu “.Üsteleyerek “Biraz daha açar mısın “ Cengiz kulak kesilmişti. “Bizim durakta Veli adında biri var, o bu işe pek taraftar değildi. Geçende mahallede alış verişe çıkmış, tabi bizimkisi bozuk paralarla alış veriş etmeye kalkmış, hangi esnafa gittiyse “ Bu gün ne kötülük yaptın da bozuk para harcıyorsun “ diye sormuşlar. Veli Bey çok utanmış, hatta bir esnaf  “benim kötülere satacak malım yok diyerek hiçbir şey satmamış. O da kumbarası olmamasına rağmen bozuk para harcayamıyor artık”. “Bu gün ne kötülük yaptın?” bu cümle ülkenin her tarafında kullanılır olmuştu, kim bozuk para vermeye kalksa ilk duyduğu bu sözdü. Cengiz kafasını yana doğru çevirip. Camın dışındaki insanlara baktı. “Ben Afrika’dayken ne olmuş buralara ?”.Vedat derin bir nefes alıp ”İyi oldu valla, bak mesela dün, hastanenin oradan geçerken yaşlı bir çift beni durdurdu, fazla paramız yok ama şuraya gideceğiz dediler. Bundan bir ay önce olsa basar giderdim. Yapamadım, evdeki kumbara gözümün önüne geldi. İstedikleri yere kadar bıraktım”. Vedat’ın sesi hüzünlenmişti. “bu sabahta arabanın lastiklerindeki bir problem yüzünden baktıracaktım, tamirci arkadaşa gittim, arkadaş dedimse de parasız hiç bir şey yapmaz. İş bitince “Ahmet sen şimdi benden para isteyeceksin ama yok” dedim. Yalan yok, Ahmet’i on yıldır tanırım abi, param yok deyince tamir ettiği tekerlekleri sökeceğinden emindim. Ahmet ne yaptı biliyor musun? ”. Cengiz aynada yaşaran Vedat’ın gözlerine bakıyordu ”Tekerlekleri sökmedi herhalde “. “ Cebindeki bozuk paraları gösterip, raftaki kumbaraya attı. Utanmasam orada hüngür hüngür ağlardım”. Vedat tamirhanede ağlamamıştı ama yanağındaki nem dudağına kadar inmişti. Konuşma devam ederken, Cengiz marketin önünde inmek istediğini söyledi. Dolapta yiyecek bir şey kalmamıştı… Alış-veriş faslından sonra yorulmuştu, apartmanın kapısına geldiğinde kapıcı koşarak elindeki poşetleri aldı. Kapıcının bu kadar yardımsever olması şaşırtıcıydı.”Ne o Veysel efendi, yoksa seninde mi kumbaran var?” .Veysel Efendi memnuniyetsizlikle  , “yok beyim, çocuk var çocuk “ , Veysel Efendinin oğlu pencereden babasını seyretmekteydi. Küçükken yapılan yanlış iğne sonucu belinden aşağısı tutmuyordu, sürekli yataktaydı. Faruk, Veysel’in oğlu, televizyonda duymuştu bu iyilik olayını babasına o kadar istemişti ki bir kumbarası olmasını, babası da onu kıramamıştı, tabi Faruk’un çıkıp iyilik yapacak hali yok kumbarası da dolsun istiyor. İyilik yapma işi istemese de babasına kalmıştı. Cengiz bunu duyunca gülümsedi. Bu iyilik ölçümü sisteminin kendisine de faydası dokunmuştu. Apartmandan girerken alt camdaki Faruk’un yüzünde tebessüm elinde kumbarası vardı… Eve girince ilk gördüğü açılmamış bavulu oldu, gelir gelmez aceleyle duş almış ve fotoğrafları gazeteye ulaştırmak için dışarı çıkmıştı. Eşyalarını yerleştirdikten sonra televizyonu açtı. Bu kumbara meselesi gündemdeki ilk konuydu, uzmanlar ramazan ayı haricinde böyle bir durumun nadir görüldüğünden bahsederken, konuk olarak çağrılan emniyet müdürü ise neredeyse on yıldan beri görülen en düşük suç işleme oranın bu ay yaşandığından bahsediyordu. Televizyonun muhabiri sokak röportajlarıyla da konuyu zenginleştiriyordu. Konuşan her vatandaş kendisinin kumbarası olmasa da yakında edineceğini belirtmişti, çünkü esnafın birçoğu bu işte önayak olmuştu, bakkallar odası yaptığı açıklamada bozuk paraları bakkal esnafının almayacağını açıklamıştı hatta gülerek “kötülük yapsanız bile onu harcayamayacaksınız üzgünüm “ bile demişti. TV’nin haber sunucusu telefonla bağlantı yaptığı ekonomi uzmanından gerçekten ne zaman bu durumun para arzına sebep olacağını soruyordu. Ekonomi uzmanı” durum böyle devam ederse önümüzdeki ay merkez bankasının para arzı gerçekleştirmesi gerekeceğini “söyledi. Cengiz takvime baktı, “önümüzdeki ay mı? Ne kalmış ki bir hafta sonra”. Cengiz fazla dayanamadı, yol yorgunluğu ağır basıyordu. Kanepede uyuya kaldı…

Bu sabah gazeteye daha erken gitti. Yazı dizisi için üç gün uğraşmak istemiyordu. Bugün bitirip teslim edecekti. Kendine ilgilenecek yeni bir konu bulmuştu. Bozuk para olayının nereye kadar varacağını merak ediyordu…

Cengiz yazı işlerinden çıkarken mutluluğu yüzünden okunuyordu, yazı dizisi yayınladığı gibi haber bültenlerinde ilk konu olmuştu. Kafası ise yeni yazı dizisi olan “iyilik kumbarası” ‘ndaydı. Asıl beklediği ise bugün başbakanın yapacağı açıklamaydı. Başbakanlıktan yayın organlarına çekilen fakslarda, olağan programın dışında başbakanın yapacağı ulusa sesleniş konuşmasından bahsediliyordu. Cengiz bunun ne anlama geldiğini anlamıştı, bugün yeni bir aya giriliyordu ve enflasyon verileri açıklanacaktı. Duyumlara göre ise enflasyon beklenenin üstünde çıkmıştı, buda yılsonu hedeflerinin tutturulamayacağının işaretiydi. Eve gidip TV’nin başında konuşmayı dinlemek için erkenden ayrıldı. Saat 20.00 olduğunda tüm TV’lerde başbakan vardı. Başbakan masasına oturmuş “güzel ülkemin, iyi insanları,hepinize iyi akşamlar!… Aslında bir başbakan için gurur verici olan iyi insanların olduğu bir ülkeyi yönetmesidir. Mehmet Panayır’a bunu bize bir kez daha hatırlattığı için teşekkür ediyorum. Şunu belirtmeliyim ki merkez bankası para arzını gerçekleştirecektir. Kendinizle övünebilirsiniz, ancak bu ay ki enflasyon değerleri beklenenin üstünde, fiyatlar bozuk para kullanılmadığı için yuvarlandığından enflasyonda ufak da olsa bir artış meydana gelmiştir. İyiliğinizi tescil ettirdiniz ama lütfen bu olayı tatlıya bağlayıp elinizdeki bozuk paraları ve yeni basılacak olanları harcayarak enflasyon hedefini yakalamak için hükümetimize yardımcı olun… İyi akşamlar güzel ülkemin, iyi insanları” Yayından sonra Cengiz’in ağzı kulaklarına varmıştı… Kanepeye yaslanınca adının söylendiğini duydu.

Derinden gelen  sesle irkildi ,”Cengiz bey, Cengiz bey” yerinden kımıldadı. ”Efendim nasılsınız? Ben büyükelçilikten Kalem müdürü Yalçın Soykan “ .”Nerdeyim ben?” , “Ruanda Saint Joseph Hastanesinde “.Cengiz gözlerini aralayınca hastanede olduğunu anladı “peki ne işim var burada”.”Efendim, görenlerin dediğine göre bir dilenci çocuğun bardağına para atarken yoldan geçen bir cipten ateş açılmış, sizde çocuğu korumak için üstüne kapanmışsınız, Allahtan kurşun beyin ön lobunda fazla hasar vermeden girip çıkmış. Bir haftadır komadaymışsınız bizim elçilik olarak dün haberimiz oldu.” Cengiz eliyle başını kontrol etti. Tüm kafası sargılarla çevrilmişti. ”Yalçın Bey bozuk paranız var mı?” .Yalçın’ın bakışları garipleşti ”ne yapacaksınız”.Cengiz sargıların arasında sırıtan gülüşüyle ”uzun hikâye sonra anlatırım”…



« « Ayakkabı Kutusu | Elma Şekeri » »

Comments are closed