Bilge Oğul – Turan Güneşi

Dünyadaki son savaşın galibi olan Yüce Türk Milleti bu mücadelenin sonuçlarını dünyaya hakim olma heveslisi çin ve yeni roma devletlerine bir türlü anlatamadı.

2665 yılının şafağı sökerken yedi tepeli istanbulun birinci tepesi üzerine kurulu Türk Meclisinde dünyanın ve Türk Milletinin geleceğine karar verilecekti.

Elektromanyetik alanındaki gücüne güvenen yeni Roma’yı nasıl kitlediklerini ve tüm savaş filosunu nasıl ortadan kaldırdığını genel kurmay başkanının anlatmasını beklemek garip olurdu. Bu bilgi çok gizli sınıflandırmasıyla kozmik odaya konuldu.

Yeni romanin capitolunun bir anda yok oldugunu uydudan gören çinli generallerin telaş içindeki çırpınışları pars birlikleri komutanı Çağrı Efeyi nasılda keyiflendirmişti.

Meclise savaş hakkında bilgi vermek için gelecek olan genelkurmay başkanı Hüseyin Tamuyu evlerinde ilk defa görecek olan türk milleti , bu komutan hakkında nice efsaneler duyduysa da yüzünü hiç görmemişti.

Tüm zihinlerin etki altına alınabileceği neredeyse 300 yıldır biliniyor. Beyin dalgaları sıradan bir insanınkine oranla daha karmaşık şekilde çalışan askerler yine de komutan kademesine yükseldiğinde ortada gösterilmeyerek etki altına alınmasının önüne geçiliyordu.

Türk Devletinin en gizli silahı teknolojisi olduğu söylense de aslında askerleriydi.

Irk saflaştırmayı en ileri boyutta asker bireyler üretmede kullanan türk bilim adamlarının mükemmel eserleri olan pars birlikleri bu savaşı kazandıran ana unsurdu.

Türk bilim adamları önce kurt genlerini askerlere eklemenin daha güçlü askerler ortaya çıkarmada en işe yarar yöntem olacağını düşündüler. Denemelerin hepsi boşa gitti…

Saflaşmayan bireylerde kurt genleri iş görmüyordu. Vahşi yönünü dengeleme zorluğu kurt askerleri sahada diğer birlikler için tehlikeli kılmaktaydı.

Sebebin ne olduğu üzerine derin araştırma yapan türk bilimler akademisi bir sonuca varamadı ve proje rafa kalkti.

Bundan 65 yıl önce ruh üzerine calışmalarını yoğunlaştıran Ekber Yıldırım ilk meyvesini pars birliklerinin atası sayılan aslan birliklerinde elde etti. Genetiği saflaştırılmış askerlere aslan bedenin manyetik alanın bir kopyasını eklemeyi başardı.

Ekber Yıldırım çalışmaları sırasında eski kurtçeri projesini de en ince ayrıntısına kadar incelemiş yeni ruh manyetik alanı yaklaşımının başarılı olacağını görmüştü.

Kurtçerilerin ilk atalarındaki sorunlar saha denemelerinde yeni adaylarda görünmedi…

Eski olumsuz havayı dağıtmak için bu birliklere Pars Birlikleri dediler.

Hüseyin Tamu kürsüye söz almak için çıktığında evlerindeki aynıgörüm yansılarında türk milleti neler söyleyeceğini bekliyordu.

“Allahımıza hamdolsun milletimiz varolsun Rahman ve Rahim olanın 99 adıyla ”

Yüce Türk Milleti

Sizin askeriniz olarak var olma şerefini bana bahşeden Allaha şükürler olsun.

Varlığımıza kasteden düşmanlarımıza karşı bize yanımızda olduğunu hissettiren Allaha şükürler olsun.

Bugün iki sevinci beraber yaşamaktayız Turan güneşimiz doğmuştur. Din yurdumuz güven altındadır.

Allah atalarımıza bahşettiği hükümdarlık hakkını sizlere bu devranda yeniden vermiştir…

Anlık İşler Bürosu

Kaçıncı kez buraya gelmiştim , hatırlamıyorum…Uzun zamandır düşünmediğimi farkettim. Hatıra dediğim şeyler neydi , yoksa yüklü verileri artık hatıralarım mı sayıyordum ? Çok bile düşündüm , benim kadar bile düşünenleri istemediklerini biliyorum.

Bir süre önce zamanı takip etmeyi de bıraktım. Herşeyin otomatikleştiği bir durumda kontrol edilen her an için ikinci bir zaman farkındalığı yapmak ağır gelmeye başladı. Evimin , özür dilerim bana bahşedilen kibrit kutusunun rahatlığında bekleyebilirdim. Hissetmek istediğim için aslında bürodayım…Evden buraya buradan işe…

“Evden işe işten eve” diyordu eski dünyalılar. Ortak bilincin silinmeyen son kümelerinde rastlamıştım bu cümleye. Hayatlarının monotonluğundan sıkılan insanların kurduğu bir cümleymiş. “Hayatın monotonluğu” eski dünyanın en sıkıcı işinin yeni dünyada parti sayılacağını bilselerdi. Bu sıkıcı dünyayı kurmak için bu kadar çok çaba sarf ederler miydi ?

Neydi o bilim adamının yardımcısın adı ? Hani ışınlanmayı icat eden geri zekalının , Berkecan Bulanık…Evet işte onun Sami Biltan , insanlığı kargaşadan kurtaracak diye ortaya koyduğu keşfinin kimi kurtardığını görecek kadar uzun yaşadım…Yaşımı merak edenler için bu açıklamam.

Bizi hep kandırdılar…bu düşündüklerimin ortak bilince kaydedilip taramaya takıldığında beni kaynağa alacaklarını biliyorum.

Tüm sorun aslında beynimi bir wetware (ıslak donanım)’a çevirmeyişimden kaynaklanıyor. Zaten hayatımızı düzen altında tutuyorlar ona bari biraz olsun ben hükmedeyim. Zihnim bu ağırlığı artık taşıyamıyor galiba bu düşüncelere daldığıma göre , eski dünyada birçok intihar çeşidi olduğuna rastlamıştım ama bu yeni dünyaya has bir şey sadece düşünüyorsunuz.

Siz şimdi ölme özgürlüğünüz olduğu hissine kapıldınız , var olan birimlerin sistem tarafından imhası hariç kendine zarar vermesi bile yüce yasanın 6.maddesi gereği yasaklandı “ölmeyeceksin”.

Bu emir eski dünyanın son kalıntıları olan bizler için geçerliydi son insanı insana hala hükmedebildiklerini göstermek için hayatta tutmayı sağlıyordu. Yarı bilinçsiz umutsuzlar onların yaratıcıya olan öfkesini dindirmiyordu.

Ekran parladığına göre bakalım iş neymiş ? Bana göre değil…karşıda oturan “umutsuz” benden daha istekli galiba…

Tamam senin olsun!

Robotların , yapay zekanın egemenliğini beklerken kendi türümüzün bizi istila edeceğini ummamıştık. Homi homini lupus ; bizi içimizden kemirmişler son ana kadar.

İsterimki kaynakta yok olmadan önceki bu zaman diliminde ortak bilince bağlanan birisi bu düşüncelerimden etkilenir. Sami Biltan’nın algoritmasının hatası buydu !

İlk isyandan sonra bunun farkına vardılar ama ne yazık ki hala düzeltemediler , kaynakta imha tek çözüm şimdilik , belki biri tüm sistemi çökertip hayatı baştan başlatana değin.

Genetik biliminin tüm hastalıkları ortadan kaldıracağına atmosferi kontrol etmenin tarımı mükemmel hale getireceğine sınırsız ve ücretsiz enerji kullanımının bizi özgürleştireceğine inandırıldık.

Işınlanmayla ilgili birkaç bilgi hariç kimse birşey söylemedi , çünkü kimse bilmiyordu. Zamanın içinde yüzmek…bu bilgi hala saklı.

İsyancıların bu bilgiyi öğrendiği hazırlık yaptıkları söylentisi vardı Ortak Bilinçte…insanların son umudunuda tüketecekler diye yine düşündüm yeniden düşündüm düşünmenin verdiği hazzı seviyorum.

2. Yıkımı tüm sisteme bağlılar bilirler ama 1. Yıkımın nasıl başladığını kimse bilmiyor , eski dünyanın yokoluşu…özgürlük , ölümsüzlük ve sınırsız imkanların hayaliyle uyuyan insanların , umutsuzluk denizinde boğulmaları.

Sistemden habersiz en ufak bir ışınlanmanın gerçekleşmemesi için 2. Yıkım tüm sistem dışıları ortadan kaldırdı. Direniş’in bu yıkımdan kurtulan kişiler tarafından oluşturulduğu sanılıyor. Ortak Bilinçte direnişe ait tek bir düşünceye dahi ulaşamadım. Belki de hepsi kaynakta yok olmuş ve içimizdeki hayat kıvılcımı sönmesin diye söylentiler ortak bilinçten silinmemiştir.

Ekranda yeni bir çağrı görünüyor bu kez bana uygun olsun !

Burası anlık işler bürosu , iş kavramını saniye ve saliselere indirmek…

Makineleşmenin çözüm bulamadığı küçük anlar için hayat kredisi kazanmak , yaşamak isteyenlere otomatik krediler haricinde katkıları kadar kredi yükleniyor sistem mutlu oldukça seni ödüllendiriyor.

Parayı değerli metalleri bilgiyi değiş tokuş aracı olarak kullandıktan sonra düzenin matematikselleşmiş yapısı içinde kurul sanal kredilerin en uygun çözüm olduğuna kanaat getirdi. Bize de sorduklarından eminim – gülmemek için kendimi zor tutuyorum-. Espri yeteneğimi kaybetmemiş olmam tüm umutsuzlardan beni farklı kılıyor.

Kaynağa gönderilmeden evvel bu düşüncelerime bağlanırsanız insan için hala bir umut var demektir.

Babam , Ben ve Robot

Evindeki Laboratuvarda son üretilen eğlence robotunun testlerini yapıyordu Akın Bey , evinde olmanın rahatlığını seviyordu.

Şirket laboratuvarındaki soğuk ortama hala alışamamasının sebebini asosyalliğine bağlasalar da o zaten insanlarla yeterince paylaştığına inanıyordu onlara karşı daha fazlası yoktu içinde.

Cansız şeylerin canlı taklidi yapmasını sağlıyordu kendi mühendisliğinin tanımını böyle yapmıştı.

” Baba ne yapıyorsun ? ” bu laboratuvarın kapısındaki oğlu kemalin sesiydi…

Kemal’in babası izin vermeden laboratuvara girmesi son yaramazlığından sonra yasaktı. Kemal 7 yaşındaydı , babası gibi bilgisayar ve robotlara meraklıydı…geliştirdiği uygulamalar uygulama marketlerinde ilk sıralarda olmasa bile gerçekten seviliyordu.

” Gel gel hadi ” Akın Bey , Kemal’in son projesiyle ilgilendiğini biliyordu. Eğlence robotlarında arkadaşlık duygusunun daha doğal olmasını sağlayan bir betik üzerinde çalışmaktaydı.

” Hala düzgün karşılık vermiyor mu ? ” Kemal , XK7’nin etkileşim testlerinde Babasıyla yer almış , XK7’nin insan ve özellikle çocuklarla iletişiminde babasına çok yardımcı olmuştu.

Kemal ona  ” Eksasev ” diyordu.

Kendince türetmişti bu ismi ” Ölü sevgi ” anlamında kullanıyordu. Piyasada çok sevilen bir robottu ” Eksasev ” özellikle dadı robotlarıyla beraber kullanıldığında çalışan ebeveynler için bir kurtarıcı denebilirdi.

Şirketin bu tatlı kârı bırakmak istememesi ve diğer rakip üreticilerin eğlence robotlarına karşı daha insansı duygular yüklenmesi görevi Akın Bey’in başında bulunduğu Doğal Zeka Uygulamaları  birimine verilmişti.

” Son testleri yapıyorum , sanırım sinir düğümleri çözümleme yaparken göz ve kulakdan gelen sinyalleri tam işleyemiyor ” Akın Bey , elindeki tabletle Eksasev’in ortamdaki bilgileri nasıl işlediğini gözlemliyordu.

Kemal , Eksasev’in yanına geldiğinde , elindeki tablete bakan Akın Bey ” senin geldiğini anlamış gibi tüm grafikleri hareketlendi ” dedi.

” Baba önce şu donuk bakışlarını halletsen diyorum ” Kemal kendisini arayan Eksasev’in yanına geldiğinde Eksasev , Kemal’in gözlerinin içine bakıyordu.

” O bakışlarda bir anlam olması için çok çalıştığımı biliyorsun ” Akın Bey elindeki tableti Kemal’e uzattı.

” Grafikler bir önceki betiğe göre yumuşak geçişlere sahip sence oluyor mu dersin ? ” Akın Bey , Kemal’in kendisini doğrulamasını beklercesine Kemal’in tablette gördüğünü anlamlandırmasını bekledi.

” Haklısın bu son sinir düğümünü eklemen grafikleri düzeltmiş ve hareketleri daha insansı ” Kemal eliyle Eksasev’in başını okşadı ” bak tepkileri de daha iyi ” Kemal’in başını okşaması Eksasev’in de hoşuna gitmişti.

” Ne dersin Baba , birgün robotlar bizi gerçekten sevebilir mi ? ”

Akın Bey , kemal’in başını eliyle kavrayarak yavaşça kendine doğru çekti ” bilmem belki ama kendilerini bizden çok sevmesinler yeter ” dedi gülerek , ikisi de gülüştüler.

Cehennemin Kapısı

Ergenekon’a sıkışan Türk kavmi çıkış yolu aramaktadır. Bir çözüm yolu bulmak için bir araya gelen boyların şaman rahipleri yüce ruhtan yardım istediler. Çadırdaki toplantıda ateşin üzerindeki dumanlar içinde iki kapı görünür, kapılar duman içinde yüzerken bir ışık huzmesi sürekli bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkmakta ve aydınlığın içinde kaybolmaktadır. Rahipler bunun bir işaret olduğunu bir kapı yapmaları gerektiği ve bu kapıdan geçen kavmin yüce ruhun yardımıyla dağın arkasına geçeceklerini söylerler.

Rahiplerin bilmedikleri ise bu kapılardan birisin iyilik diğerinin ise kötülük kapısı olduğudur. Toplantıda kocalardan biri bu kapıların efsanevi iyilik ve kötülük kapıları olduğunu eğer biri yanlışlıkla iyilik kapısından girerse diğer tarafa kötü olarak geçeceğini belirtir. Şamanlar bunun olmaması için kavim kurtulduktan sonra iki kapıyı da yakmaya karar verirler. Böylece hiç kimse bu kapıları bir daha kullanamayacaktır.

Rahipler kendilerine bu ilhamın Yüce Ruh tarafından yapıldığını sanıyordular bu ise büyük bir yanılgıydı, dinledikleri yüce ruh değil şeytanın efsunlarıydı. Şeytan onlara cehennemin kapısını yaptırtacaktı. Bu yeni kapıyla dünyaya açılan cehennem kapılarına bir yenisi daha eklenecekti, cehennem kapılarının esas amacı bir topluma akan kötülüğün kaynağını oluşturmak ve o toplum içindeki şeytanilerin beslenmesini sağlamaktı. Türk kavmine ait olacak bu kapının ise ayrı bir özelliği vardı, bu kapı dünya üzerindeki diğer kapıları bağlayan bir ana kapı hükmünde olacak ve bu kapı sayesinde dünyada kötülük daha rahat dolaşacak, dünya üzerindeki büyük değişimler başlatacak olan bu kavim şeytanın planında en önemli yerlerden birine sahip olacaktı.

Arz da yeni meydana gelen bu olayın yankıları şeytaniler arasında dolaşırken, haberci melekler bu haberi dünyadan sorumlu olan meleklere ulaştırırlar. Melekler bu kapıları çok iyi bilmektedirler cehennem kapıları her kavme akan kötülüğün sorumlularıydı ve bu kapılardan akan kötülüğün etkisi altında kavim en sonunda kendini yok ettirecek kadar günaha boğulmaktaydı. Dünya var olduğundan beri melekler bu kapıların sebep olduğu imhalara şahit olmuşlardı. Türk kavmi dünya üzerinde yeni bir başlangıcın temsilcisi olacaktı eğer bu kapıyı meydana getirirlerse bu onlarında sonu demekti. Melekler bu kez bunun olmasına izin vermemeye kararlıydılar. Semada bu çalkantılar yaşanırken şaman rahipler kapıların ilk büyülerini yapmaya başlamışlardır bile.

Meleklerden biri beyaz bir kurt kılığında dağın eteklerine iner, o sırada demirci ustası ise işiyle meşguldür. Önündeki ateşte tavladığı demirini dövmeye hazırlanırken sarp kayaların zirvesinde uluyan bir kurt duyar. Kurdu takip eder, çıkabildiği yere kadar çıkar ama daha ötesi tırmanmaya elverişli değildir. Yorulduğu yerde daha önce görmediği bir mağara görür, girişi çok geniş değildir ve aşağıdan görüş açısına girmediğinden kimse orada bir mağara olacağını tahmin bile edemez. Mağaranın içinde ilerlemeye devam eder, mağaranın içinde kısıkta olsa bir ışık parıltısı görür. Uzunca bir mesafeden sonra mağaranın sonundaki duvara gelir, eliyle duvardaki taşları yoklar. Bu taşlar elinin her zaman alışık olduğu demir cevheri içeren taşlara benzemektedirler. İşte o anda kafasında bir düşünce peydah olur. Eğer bu taşlar demir içeriyorsa eritilebilirde, büyük bir heyecanla beye gider ve aklına gelen planı anlatır.

Bey Şamanların kapısını ona anlatır ve kendi planını da uygulamasını ister hangisi başarılı olursa kavim oradan çıkacaktır. Demirci ustası Kutalmış diğer demircilere aklına gelen düşünceyi ve nasıl yapacaklarını anlatır. Ergenekon içindeki meyve veren ağaçlar dışındaki tüm ağaçları keserler. Bir bölük mağaranın ağzını genişletir, diğerleri yaptıkları ters çıkrıkla kesilen odunları mağaranın ağzına taşır. Mağaranın içinde Kutalmışın vardığı en son noktaya bir ocak kurulur, ayrıca mağaraya ateşin hava alacağı bir düzenek ve akan demir eriğinin yol alacağı bir kanal kazılır. Dikkat ettikleri asıl şeyse istedikleri mağarayı eritip başlarına çökmesi değil sadece önlerine çıkan duvarı eritmek istiyordurlar. Önlerindeki duvarı erite erite yol alacaklardı. Demirci ustaları bölük bölük içeri girip harlanan ateşin duvarı eritmesine çalışıyorlar ama duvar istenen hızda ilerlemiyordu ilk günün sonun da ancak yarım adam boyu yol alabilmişlerdi. Dağın ne kadar kalın olduğunu da bilmiyorlardı bu onları ümitsizliğe düşürdü. Mağarada bu hummalı çalışma devam ederken Şamanlarda kapıları için dua edecekleri günün yıldızını gökte bekliyordu. Beşinci günün sonunda Şamanların beklediği günün habercisi olan yıldız göründüğünde mağarada yedi at boyu yol alınmıştı ama hala bir sonuç yoktu. Şamanlar 6. günün gecesi marangozun yaptığı iki kapıyı yıldızların en iyi göründüğü Alana getirdiler ve iki kapının da kapısını açtılar. Yıldızın görünmesiyle birlikte dansa başladılar, gökten aşağı doğru ışık huzmeleri inmeye başladı. Mağarada ise odun neredeyse bitecektir ama hala bir işaret yoktur. Demircilerin körük rüzgârlarına meleklerin üflemeleri de karışır çünkü kapıları kullanmalarını istemezler. Şeytansa kapıların hazır olmasını sabırsızlıkla beklemektedir. Duvar tamamıyla erimiştir ama ilk önce gece olduğu için bunu anlayamazlar sonra gökyüzünde ayın yanında uluyan beyaz kurdu görürler. Kutalmış haberciye çıkışa vardıklarını söyler o da dörtnala koşturarak otağa gider haberci otağa vardığında Şamanların töreni bitmek üzeredir. Son ışıkta kapıların içine girince kapılar kendiliğinden kapanır. Haberci beylere haber verince hep birlikte mağaraya giderler onlarda ayı görünce kurtulduklarını anlarlar ancak atalar öldüğü için kimse dönüş yolunu bilmemektedir. Uluyan kurt ayın yanında tekrar belirir Kutalmış mağarayı ona kurdun haber verdiğini söyler. Beyler Ataların ruhlarının kurdu izlemelerini istediklerinde hemfikirdir. Şamanlar kapılar hazır olsa da onları kullanmak istemedikleri için kapıları yakmaya karar verirler, ateşin içine kapıları atarlar ancak iyilik kapısı yanar ama kötülük kapısı yanmamıştır. Yaptıkları hatayı anlayan şamanlar kapıyı ergenekonda bırakıp orayı terk edeceklerdir, emindirler ki kapı bir daha ergenekona gelen olmayacağı ve bu sarp dağları aşan kimse olmayacağından bulunamayacaktır kapıyı ergenekona gömerler…

1 2 3 104